
Son yıllarda şahit olduğum en etkileyici faaliyetlerden birisi olmuş.
Kahramanmaraş İl Milli Eğitim Müdürlüğümüz gerçekten çok iyi bir iş çıkarmış.
İlk lansmanını duyduğumda oldukça heyecanlı bir şekilde başvuruda bulunduğum Öğretmen Akademileri eğitimlerinden Edebiyat Akademisi benim için en uygun olanıydı. İçimdeki buğulu ürpertinin böylesine keyifli söyleşilerle huzura kavuşacağını tahmin ediyordum ama beklentilerin çok üstünde olacağını kestiremedim.
Beni bilen bilir konuşmayı çok beceremem ama bu çalışmaları yazmazsam kendi muhasebemde onlara borçlu kalırdım.
Her hafta sonu saat 14:00 ile 16:00 arasına planlanan Edebiyat Akademisinin ilk bölümü tamamlandı. 12 bölümlük bu izlencenin zaman aralıkları içinde bir solukta tükenmesi benim için üzücü. Ama tek tesellim haftaya başlayacak yeni bölümünün olması.
İzlence diyorum çünkü tam bir sanat eseri izledik. Dinleyerek tadını çıkaramadım çünkü hemen bitti diyenler aynı zamanda izlemeliler. Konuşanla konuşulanın armonik olarak bir bütünlüğü temsil ettiğine kanaat getirdiğiniz her etkinlik sadece dinlenmemeli, aynı zamanda izlenmelidir. Bana göre konuşmalar yalnızca dinlenilmez aynı zamanda izlenilir de. Çünkü sözün etkisini olması gerektiği kadar alabilmek için söyleyenle birlikte yorumlanması, içselleştirilmesi gerekir. Bu anlamda hazırlanan konsepti bu şekilde kim düşünmüş, neyi kurgulamış bilmiyorum ama edebiyat şehri Kahramanmaraş için mükemmel bir kazanım olmuş diyebilirim.
İşte böyle bir hazırlıkta edebiyat şehrinin ismi ile hemhal olmuş kültür merkezi de kendine yakışır bir şekilde sizlere kapılarını açıyor. Necip Fazıl Kültür Merkezi’nden bahsediyorum. Alt katta bizleri bekleyen yüzlerce koltuğun 2 saatliğine Edebiyat Akademisine tahsis edildiğini anlamanız için o alana girmeniz yeterli. Zaten hafif loş bir ortamda edebiyat duraklarını hayal etmeniz adına mistik bir ortam kendiliğinden oluşmuş. Yapmanız gereken tek şey, sizi bu duraklara götürecek edebiyat emektarlarına kulak vermeniz. Onlar zaten muhayyilenizde oluşacak birçok edebi sırra vakıflar.
Yaklaşık 50 kişiden oluşan grubumuzun büyük bir bölümü kanaatimce edebiyat öğretmenlerinden müteşekkil. Arada benim gibi gönlü edebiyata yanık felsefeciler de olabilir. Beklediğimiz her zaman diliminde ne ile karşılaşacağımızı içimizden geçirip duruyoruz, acaba bizim gibi düşünce açlığı çekenlere nasıl bir menü hazırlanmış diye.

İlk haftaki konuşmacılar “Edebiyat ve Hayat, Hayal Gücünü Eğitmek” yörüngesinde birikimlerini paylaştılar. İlk sözü alan bir edebiyatçı ve eski bir İl Milli Eğitim Müdürlüğü idarecisiydi. Duran Doğan hocamızı dinlerken doğrusu hem etkilendim hem de imrendim. Büyükşehir Belediyesi uhdesinde yapılan kültür edebiyat faaliyetlerinde çok nitelikli çalışmalar yapıldığına şahit oldum. Üstelik anlatılanların; ne bir kimlik kaygısı, ne bir ideolojik perspektif, ne de çalışılan kurumun politik sapaklarından geçmeden yapılması maksadın hâsıl olması için yetti de arttı. Gerçekten bir belediyenin kültür elçiliğine soyunurken verdiği mücadeleyi, edebiyatla anılan şehirde ve yine edebi enstrümanlarla veriyor olmasını fazlası ile takdir ettim.
Yaratıcı şehirler tanımlamasını öğrendim. Kahramanmaraş’ın bu yolda ciddi yol kat ettiğini duydukça gururlandım. Kültürel kodlarımızı sayarken; şehrimizin milli mücadele dönemi kahramanlığı ve gastronomi açısından dondurmayı temele koyarsak bu üçlemede son halkanın edebiyatla tamamlanması adına çıkarılan yayınların kıymetli geri dönüşlerini dinledim. Elbette geçmişe baktığımızda bu kültür hazinesinin esas malikleri öylesine güçlü bir temel atmışlar ki hiç kimse (farklı şehirler) bu mirasa ortak olmaya çalışamıyor.
Edebiyat kimliği şehrimizle öyle bütünleşik bir hal almış ki Necip Fazıl’ın araladığı kapıdan Erdem Bayazıtlar, Nuri Pakdiller, Rasim ve Alaeddin Özdenören kardeşler, Ali Kutlay’lar koşarcasına gelmişler. Hiciv sanatının şiirle temsil edildiği yanda merhum Abdurrahim Karakoç’un, müzikle temsil edildiği tarafta Âşık Mahsuni Şerif’in emekleri inkâr edilemez.
Hatta bu edebiyat şehrine mutlaka bizim katkımız da olmalı diyerek başka diyarlardan gelenleri düşündükçe, galiba bu şehir bu konuda efsunlanmış diyesiniz geliyor. Cahit Zarifoğlu’ndan, Sezai Karakoç’a, Mehmet Akif İnan’dan isimlerini burada sayamadığım birçok düşünüre kadar sanki bu konuda ahitleşmişler gibiler.
Duran Doğan hocamızın şu cümlesi benim için oldukça önemliydi. Birçok konuda yetkin olmanız kadar bu yetkinliğinizi birilerine anlatamıyorsanız, kendinizi ifade ettiğiniz kadar mutebersiniz. Bu anlamda uluslararası arenada Kahramanmaraş’ın yaratıcı şehirler klasmanına dâhil olmasının şifreleri de galiba burada saklı.
Akademinin ilk dersinde ikinci sözü alan Mustafa Köneçoğlu hocamız da keyifli ve akıcı bir sohbetle zihnimizde kalıcı izler bıraktı.

Mustafa hocamızın edebiyatın duayen isimlerinden yaptığı alıntılar ve hayal etmek kavramı üzerine çıkarımları oldukça etkileyici ve enteresandı.
Klasik edebiyatın temel kuramcılarından da esintiler vardı, modern dönemin gerçeklerini temele alanlardan da. Reşat Nuri, Ömer Seyfettin ve o dönem edebiyat geleneğinin hayal gücüne yükledikleri anlam sapmalarından söz edildiği an farklı mecralara girilmiş oldu. Mustafa hocamız gerçekten saatlerce dinlenip çok şey öğrenebileceğimiz bir yazar.
Ama onu dinlerken çok önemli bir detay sürekli dikkatimi çekti. Hocamız; Necip Fazıl, Sezai Karakoç veya Yedi Güzel Adam’ın yaşadığı dönemi hatta teknoloji çağının etkisindeki edebiyatçıların hayal etmek kavramını nasıl algıladıklarını çarpıcı cümlelerle tahlil etti. Kendisi de hayal etmek konusunun temeline umut kavramını koydu.
Ama umut kavramını çok farklı bir alana taşıyarak da bizleri bambaşka bir metafora sürükledi. Çünkü umut kavramını Bay Frankl ile temellendirdiğinde aynı zamanda varoluşsal dünyanın da kapılarını aralamıştı. Auschwitz kampında yaşananların, yani insanın anlam arayışında yeni bir döneme girdiği ikinci dünya savaşı öncesi ve sonrası dönemleri, aynı zamanda varoluşsal sorgulamaların inşacısı olarak da görmemiz gerekir.
İşte böyle bir tabloda Mustafa hocamız tarafından hayal etmek konusunun temeline alınan umut kavramı; hayatın merkezine kaygı, belirsizlik, ait olmama ve tiksinti kavramlarını yerleştiren varoluşçularla çözümlenmeye çalışıldı. Hocamızın konuyu ele alışı oldukça keyifli ve sıra dışıydı. Sartre ve Heidegger gibi isimleri duydukça hem nabzımın yükseldiğini hem de yüzümü bambaşka perspektiflere çevirdiğimi hissetim. Hocamızın T. Adorno’dan dahi alıntılar yaptığı nefis söyleşisinde bir felsefeci olarak filozofların edebiyata bu kadar tesir ettiğini görmekte ayrıca gurur verdi.
Edebiyatta hayal etmek kavramının bu kadar önemli olduğunu ancak böylesine geniş bir düşünce yelpazesinde dinlersek kavrayabilirdik. Onlardan öğreneceğim çok şey olduğunun bir kez daha farkına vardım. Mustafa hocamızın günümüz edebiyatçılarından söz ettiği bölümlerde teknolojik dünyanın edebiyatı da çepe çevre kuşattığını gözlemledim. Sözün, iletişimin ve insanın anlam arayışının teknolojik dünyada yankı bulması için bu argümanlarla mücadele edilmesinin de önemine vakıf oldum.
Finalde Mustafa hocamızın Ulus Baker’den alıntıladığı cümlelerle dersi bitirmesi karşısında, hem sınırsız bir düşünsel çeşniye, hem de Edebiyat, Felsefe ve Psikoloji’nin ne kadar çok alanda yollarının kesiştiğine bir kez daha şahit oldum.
İlk iki dersi bitirerek ağızlara sürülen bir parmak balın gelecek haftaya kadar etkisini yitirmemesi en büyük dileğim.
Bu akademiyi organize eden ve bu çalışmalara emeği geçen herkese yeniden ve yeniden teşekkür etmek istiyorum. Edebiyat’ın ve elbette Felsefe’nin olduğu her yerde umut da vardır, tartışmaya açık sınırsız konu da.
Bu akademi de bizlere yol gösteren, bizleri misafir eden ve organizasyon çalışmalarını üstlenen herkese çok teşekkürler. İl Milli Eğitim Müdürlüğü Şube Müdürü Ahmet Akküncü hocamıza ve koordinatörümüz Yüksel Eskalen hanımefendiye emekleri için teşekkür etmek isterim.
Ayrıca Teşekkürler
@Kahramanmaraş İl Milli Eğitim Müdürlüğü
@Duran Doğan
@Mustafa Köneçoğlu
Mehmet Süreyya KÜÇÜK

Yorum bırakın