Günümüz dünyasında insanların kendine uygun yaşam formları ve inanç sistemlerini en kolay şekillendirme biçimi yine seküler enstrümanlarda saklı. 1960’lı yıllarla başlayan ve yarı dînî yarı felsefî birçok akım ve düşünce biçimi hızla ilerleyerek müktesebatını genişletti.

80’li yılların başı ile modernizm hareketlerinin son halkasına dijitalleşme yerleşti. Artık yenidünya düzeninde hızla yükselen bir değer olacak bireyselleşmenin en önemli yapı taşı bu kavram üzerine inşa edilmeye başladı.

Modern dönemde birçok yönden farklı düşünce sistemine ayak uyduran insanoğlu, inançları ile ilgili ritüellerini de yavaş yavaş değiştirdi. Önce ana akım dini argümanların (yapılması mümkün olsun olmasın) tevil edilmesi ile ilgili fütursuz bir bilgi bombardımanı başladı. Ardından da reform hareketlerine gebe olan dönemde kilise-sect kavgasına benzer bir mücadele kendini belli etti. Bu mücadelenin o dönemden farkı, secteryan yapı tarafında olanların modern dünyanın literatürüne sadık kalmalarıydı.

Amerika’da başlayan ve kısa sürede geniş kitlelere ulaşan New Age hareketlerin, seküler dünyada konformist yaşam biçimine uygun formüller geliştirmesi başta bu akımlara merak duyan kitlelerin ilgisini fazlası ile çekti. İnsanların dünyevi işlerini görece katı kurallar olmadan görmelerine salık veren bu yapıda, ruhun kendini tatmin eden psişik tatminlerine de geniş alanlar ayrıldı. Tabi bunları yaparken seküler dünyadan kopmadan hatta hiç zorlanmadan yapılan ritüeller, manevi bakımdan oldukça keyifli bir rahatlama yöntemiydi.

Sayentoloji ve Moonculuk başta olmak üzere oldukça büyük kitleleri etkisi altına alan bu akımlar zamanla yerini, spritüel yaşam biçimlerini günlük hayata çok kolay entegre eden daha farklı akımlara bıraktı. Sahaja Yoga ve buna benzer düşüncelere günümüzde, Mindfulness gibi insanın kendi farkındalığının üst düzey biçimde yaşanması olarak özetlenen çalışmalar eklendi. (En azından bu durumu farklı okuyanlar olsa da sosyolojik olarak ve özelde din sosyolojisi açısından böyle bir algıdan söz edilebilir.)

Artık günümüz dünyasının benimsediği insan ilişkilerine fazlası ile yer veren ve ruhun kendini huzurlu hissetmesini sağlayan düşünce ve eylemler, evrensel değerlerle sınırlandırılmış bir dünya vatandaşlığına herkesi kabule başladı. Amaç iyiliklerle dolu olan evrende bu enerjinin bulunmasını sağlamak ve bu alanı kovalamaktı. Yapılan hataların telafisi yine insanın kendi özünde saklıydı.

Yaşamsal amacın gayesi mutlu bir dünya düzeni yaratmaktı. Tüm bunları denerken geleneksel inanç sistemlerinin belli başlı telkinlerinden de yararlanılmıştı. Modern dünyanın tüm konfor alanlarına cevaz veren bir inanç modelinde, kimse kolay kolay kaybeden olmayacaktı.

Ana akım dini inançlar diyebileceğimiz semavi dinlerin bir takım retorikleri de zamanla bu çerçeveye yaklaştı. Günlük rutinlerini haftalık ibadetlerle tamamlayan insanların kendilerini rahatlatma yöntemleri (hangi dine mensup olurlarsa olsunlar) ibadethanede yapılan yardımlara evrildi.

Zamanla yeni inanç formlarına uyum sağlayan insanlar, kendi menfaatlerine uygun cevaplar aramak üzere farklı mecraların kapısını çaldılar. Bu yolculuğun sonunda günümüz kült arayışının en istendik karşılığı dijital platformlarda bulundu. Artık herkesin kendi durumuna uygun cevaplarla karşılaştığı ve yeni yol haritasını belirlediği bir sosyal-dini rehberi vardı. Hatta bu rehber bir süre sonra öyle etkin bir yapıya büründü ki; artık herkes bu rehberin eğitiminden geçerek yeni uzmanlar olarak görev almaya başladı.

Ayna görevi görerek yansıtma yapan dijital dünyanın modern çağda insanlığın yeni bir inanç kapısı haline geleceğini kendisi bile tahmin edemezdi.

Aslında buraya kadar meramım yenidünya düzeninde insanın geldiği noktayı belirli bir zemine oturtmaktı. Çünkü insanların modern dünyada kendilerini huzurlu hissedebilecekleri bir manevi alan arayışları baş göstermişti. Bu anlamda semavi dinlerin imkân veren konularda kendilerini yenilemelerini, bazen bu dinlerin kendi bünyesinden doğan faktörler, bazen de modern dünyanın seküler çarkları engelledi.

Milenyum döneme girildiğinde artık dijitalin içine doğacak bir jenerasyona rastlarken, bu dönemin literatürünü anlamakta güçlük çeken diğer nesiller de öncelikle bocalama yaşadı. Ama zamanla dijital enstrümanlar tüm dünyayı öyle bir etkisi altına aldı ki bu durumdan etkilenmeyen neredeyse kalmadı.

Hatta yakın dönemde gündem olan tasavvuf eksenli birçok cemaat-tarikat yapılanmalarında bile bu durumun etkilerini görmek mümkündür. Özellikle 90’li yıllarda hızlı bir yükselişe geçen bu sosyal yapılar için en önemli amaç, nefsin köreltilmesi ve bireyselliğin azaltılması idi. Bu anlamda bu türdeki yapılarda bireyin nefsani arzularını dizginleyecek her türlü davranışın bir anlamı bulunuyordu. Hiç bilmeyen birisi için çok garip gelecek bir örnek verebilirim. Arkadaşının tasından çorba içen ya da O’nun kaşığını kullanan bir tarikat mensubunun yenilen yemekten sonra bulaşıkları yıkaması da bu amaca hizmet etmek içindi. Ama günümüzde bu tür dini yapılanmalarda bile seküler dünyanın biçimlendirdiği insan davranışlarını görmekteyiz. Artık yeni dönemde kendisine intisap eden müritleri yönlendirmek için sosyal medyanın da aktif kullanıldığını, yemeklerin de yemek şirketi tarafından organize edildiğini söyleyebiliriz. Bu örnekleri özellikle dijital çağın insan ve insanın inanç sistemi üzerindeki etkilerini vurgulamak için vermekteyim. Zikirmatikle sayılan zikirlerden de söz edebiliriz, sosyal medyada takip edilmesi için önerilen sohbet sitelerinden de. Beğeni yapılması için telkinlerde bulunan din insanlarının da en büyük çabası yönlendirdiği kitleyi modern çağın terminolojisi ile konsolide etmektir. Çünkü bu dönemin insan profili dijital platformun endezesinden çıkmaktadır.

Artık günümüzün gerçeği bu ve bu dönemde dijital gereçlere maruz kalmayan çok az insanla karşılaşmaktayız. Önemli olan bu mecraların kullanılırken doğru filtrelere tabi tutulmasıdır.

Yeni dönemin hâkim kült anlayışı artık dijital gerçeklik olmuştur. Hem dünyevi hem de uhrevi alanlarda onun filtresinden geçen her konunun bir alıcısı bulunmaktadır. Öyle bir etki alanından söz etmekteyiz ki bu mecranın belirlemediği hiçbir husus kalmamıştır. Aklınıza gelebilecek her konuda söz sahibi olan sosyal medya ve bunun tüketicileri bana göre yeni dini hareketler konusunda bu halkanın son zincirini oluşturmaktadır.

*Artık dini konularda salaş bir vaziyette ekranı kaplayarak kendine göre içtihatlar geliştiren insanların argo diline bulanmış vaazlarından keyif almaktayız.

*Ekrana çıkarken temele doğal olmayı alan ama kendisine baktığınızda paspallıkla doğallığı ayırt edemeyen kişilerin, canlı yayınlarda on binlerce insanla küfürlü konuşmalar eşliğinde dini konular hakkında ahkâm kesmesini izaha muhtaç bir durum olarak görmekteyim.

*Uzmanlık alanı ne olursa olsun birtakım kitapları okuyan herkesin hitabet sanatını ustaca kullanması ile onun muhkem bir otorite olduğuna inandırılmış durumdayız.

*Herkesin kolayca dini konuları istedikleri biçimde açılıma uğrattıkları bir mecrada artık güvenli bir limanımız olduğunu düşünmekteyiz.

Sosyal medyanın gücünü hafife almıyorum ve ona saygı duyuyorum. Çünkü yazdığım bu satırları yine bir sosyal medya aracılığı duyuruyor olacağım. Ama bu benim için bir dilemma mı derseniz cevabım hayır olacak. Çünkü bu mecrada kendimi olduğu gibi gösterdiğimi ve hiçbir şekilde filtrelemediğimi düşünüyorum. Bu platformda bu şekilde davranan herkesi de tenzih ettiğimi hatırlatmak isterim.

Ama neticede özellikle din ile ilgili konularda önemli bir kitlenin bu mecrada dolaşımda olan tam olarak neyi amaçladıklarını bilmediğim bir müptezel cenah tarafından konsolide edildiklerini üzülerek görmekteyiz.

Tabi burada bu mecranın üreticileri ile şekillenen ve dini inancı ne olursa olsun seküler bir perspektifi benimsemiş tüketiciden de söz etmeliyiz. Çünkü bu platformun bir alıcısı olmalı ki pazarlayan kesim ile ilgili bu kadar fazla söz edebilelim.

Artık sosyal medya ile her tür konuda fikri olan bir kuşaktan bahsetmenin ötesindeyiz. Çünkü artık kendine göre bir yaşam felsefesi oluşturmuş bu kitlenin hayatı okuması da inanç sistemlerine bakış açısı da çok farklı.

Öncelikle kendisi başta olmak üzere hayatın her alanına muhalif ve mutlu olmayan bir kesimden söz edebiliriz. Muhaliflikten kastım politik bir duruş değil. Zaten mevzum bu da değil. O gün karşısına çıkan bir yaşlı amcanın kıyafetinden, işine geç kalmasına neden olan küçük bir talihsizliğe kadar her konuyu mevzu haline getiren ve bunu da sanal ortamın önemsemesini bekleyen mutsuz bireylerden bahsediyorum.

*Bu bireyler yalnızlığı ve bireysel yaşamı önceledikleri için konfor alanlarında en ufak bir kesintiye tahammül edemeyecek durumdalar.

*Daima kendilerini ön planda tutmak ve bireysellikleri ile mutlu olmak istemekteler.

*Bir işleri varsa ondan mutlu değiller, yoksa da mevcut durumlarından şikayetçiler.

*Geleneği sevmedikleri için muhafazakâr bir yaşam biçimleri de olsa bunu modernize edilmiş bir çizgiye taşıma eğilimindeler.

*Hiçbir zaman doğal ev halleri ile görünmek istemedikleri için her zaman yüzlerini ve mental durumlarını filtrelemek zorundalar.

*Bu mecralarda çocukluğunun travmaları ile yüzleşen kesimlere de rastlayabilirsiniz, içindeki çocuğu çıkaramayan kısıtlanmış kesimlere de.

*Bireyselleşme o kadar ön plandaki herkesin kendine göre bir hikâyesi mutlaka var. Kendisini ister komik ister ciddi biçimde ön planda tutacak bütün argümanları ne pahasına olursa olsun sahiplenmekteler.

*En fazla da toplumda bir yer edinemediğini düşünen insanların çırpınışlarını görmekteyiz. Farkındalık oluşturmak adına kendine bir hikâye uyduran çok fazla insan olduğunu da hissediyorum.

*Bu platformlarda geçirilen zamanların kendi iş alanlarına aktarıldığında ortaya çıkacak artı değeri hesaplayamıyorum bile.

*Ne yaparlarsa yapsınlar bu durumu kendine mübah sayan ve “birey” kavramını ön plana çıkarmak adına sınırsız tavizler veren bu kesim için çok fazla şey söylenebilir. Ama nihayetinde günümüz dünya düzeninde tüm inanç sistemlerini sosyal medyanın literatürü ile tevil eden bu kesim için zamanımızın kült anlayışı “sosyal medya” değildir de nedir?

Finalde gittiğimiz nihai hedefin insanın bireyselleşmesi ve yalnızlaşması üzerine kurulduğunu görebilmeliyiz. Gelecek yıllarda bu bireyselleşmenin ve insanın kendini çok farklı biçimde göstermesinin olumsuz sonuçları mutlaka olacaktır. Bu sonuçların başında da kendilerinden başka gerçek olmadığına inanan ve kendinin cazibe merkezi olduğuna inandırılan narsistik kişiliklerle karşılaşacağımız aşikârdır.

Mehmet Süreyya KÜÇÜK

Yorum bırakın

Popüler