
Vedanın başladığı yerde hüzün de gelişir, umut da…
Önemli olan veda ettiğiniz yerden nasıl ayrıldığınızdır. Acı kavramından beslenerek ya da üzülerek bile duygu durumunuzu şekillendirebilirsiniz. Çünkü günün sonunda kendinizi yenilemek için bu tür arınma süreçlerine de ihtiyacınız olacaktır.
Vedaları kategorilere ayırmak gerekir. Sevdiğiniz bir insandan ayrılmanız veya sosyal çevrenizden kopmanız kategorik olarak farklıdır. İnsanın kendine vedası gibi üçüncü bir ayrılık türü daha vardır ki işte burada da ya bedenen ruhunuza elveda dersiniz ya da hayatın içinde ruhunuz ve bedeniniz iki küsü oynar.
Yaşadığımız sürece hepimizin karşılaştığı vedaları vardır. Zaten bunlar, sizin kendi olmanızın ve sizi siz yapan özelliklerin havuzuna su taşıyan unsurlardır. Her zaman vedalarla dolu bir hayattan söz edemeyiz. Ama vedaların unutulmayanlarını da bir kalemde silip atamayız.
Rehber öğretmen olarak yirmi yılını geriye almış birisi olarak, ilk gün kendime şiar edindiğim temel prensiplere hiç veda etmedim. Çünkü bu prensiplerin yalnızca iş yaşantımda değil hayatın her alanında faydasına inandım.
11 Mart 2004 tarihinde adım attığım okulda bana yüklenilen misyonu aynı sorumluluk bilinci ile taşımaya çalıştım. Bir anahtar görevi gören bu sorumluluklar hayatın her alanında istediğim farklı kapıların açılmasını da kolaylaştırdı.
İşte o yüzden de;

*Bana yapılmasını istemediğim hiçbir muameleyi, yaptığım iş gereği hizmet verdiğim yerlerde, hiç kimseye yapmamaya çalıştım.
*İş ahlakı anlamında yapılacakları eksiksiz tamamladığım her konuda ne resmi ne de ilahi yasaların buyruğundan çekinme lüzumu hissetmedim. Çünkü biliyordum ki hem resmi hem de ilahi yasalar, insanın kendi vicdan terazisine yük değil denge unsuru olurlar. İlgili konuda doğru yapılması gereken ne ise öyle davranmalıyım gibi bir ödev ahlakı, tamamladığım her iş için objektif rehberim oldu.
*İş yaşantımı profesyonel bir şirket yönetimi olarak gördüm. Duygulara yer vermem gerektiğinde ise bu durumu, işimin gereklerinin önüne geçmesine müsaade etmeyecek şekilde ayarlamaya gayret gösterdim.
*İletişimin gücüne inansam da insanın duygusal bir varlık olduğunu hatırımdan hiç çıkarmadım. Bu nedenle sosyal çevremin temel dinamiklerini, çok dinlemek ve az konuşmak üzerine kurmaya çalıştım. Çünkü insan; dinleyerek ve gözlem yaparak daha çok öğreniyor, böylelikle de daha az hata yapıyordu.
*Kendime, kendinden menkul bir değer atfetmedim. Benimle ilgili değerlendirmeleri hep başkasından dinledim. Böylece eksiklerimi görme ve kendimi geliştirme fırsatını kaçırmamış oldum.
*Adalet terazisini vicdan ağırlığı ile dengelemeye çalışmadım. Hakkaniyetin yanına liyakati ve hesap verebilirliği yoldaş ettim.
*Dünde kalan düşüncelerimi ne bugüne ne de yarına olduğu gibi aktarmadım. Zira her dönemin kendi kuralları ve bağlamı içinde değerlendirilmesi gerektiğini, dün dündür bugün bugündür anlayışı ile karıştırmadan özümsedim.
*Beni ben olduğum için değerli hissettiren durumları iş yaşamı için subjektif kriterler olarak gördüm. Bu anlamda kendime dair tüm değer yargılarına, işime gösterdiğim saygı yolu aracılığı ile ulaşılmasını sağladım.
*Mesleğimle ilgili mütevazi olmam gerektiğini ilk günden itibaren hiç aklımdan çıkarmadım. Çünkü bu şekilde davranmadığımda haddimi aşan durumlara düşeceğimi ve kendimle çelişeceğimi kendime ilke edindim.

Gelelim an itibari ile veda ettiğim duruma…
Bugün artık Dulkadiroğlu Rehberlik ve Araştırma Merkezi personeli değilim. Bu büyük aileyi özleyeceğim aşikâr. Yaklaşık on iki senedir bu kurumun içinde hemen her unvanda görev yaptım. Yaptığım işlerde mesai arkadaşlarımla geçirdiğim günlerin kıymetli olduğunu daima belleğime kazıdım.
Düşündüğümde daha dün gibi geçen zamanın ardından çok güzel arkadaşlıklar ve anılar biriktirmem, kendimi şanslı gördüğüm konuların başında gelir. Aksi bir durumda çok daha üzüleceğimden eminim. Yani veda ettiğim kurumdan olumsuz bir izlenim bırakarak ayrılmak, beni en çok yaralayan durum olurdu.
Bu kurumda çok şey öğrendim. Rehberliği, özel eğitimi ve mesleğin gerektirdiği birçok bilgiyi tecrübe etme fırsatı buldum. Ama kurumun kendine has kültürü ve mesleğin tüm yönlerini görmüş olmanın mutluluğu da daha bir başkaydı.
Göreve atanan her rehber öğretmenle ben de kendimi geliştirdim. Onların bu alana gösterdiği özel ilgi bile, yeni bakış açıları kazanmama yardımcı oldu. Kendimi gözden geçirmem gereken her konuda kurumda bir arkadaşımdan destek almaya özen gösterdim. Mesai arkadaşlarımın daha yetkin olduğu her konuda görüş ve önerilerine başvurdum, karar almadan önce mutlaka onların değerlendirmelerini de dinledim.
Kurumdaki arkadaşlarımın büyük bir bölümü ile uzun yıllardır çalışıyor olmanın avantajını hep kullandım. Onların yapıcı tavsiye ve düşüncelerini kulak arkası etmemeye özen gösterdim. Onlardan çok şey öğrendim ve bu alana dair kendime göre mesafeler katettim.
Okullarda çalışan meslektaşlarımın her biri benim için mesleki bir tecrübe yolu idi. Yapılan konuşmalar, en ufak sohbetler bile kendime katacağım ne çok şey olduğunu her defasında bana hatırlattı.
Yirmi yılın on iki yılını verdiğiniz bir kuruma veda etmek zor olsa da dedim ya her vedanın yeni başlangıçlara gebe olduğunu da unutmamak gerekir. İnsan dönem dönem keyif aldığı her işte bile düşünsel sarmallara yakalanabilir. Kendini yenilemek ve farklı alanlara kanalize olmak için hayat rotasındaki dümenini kırmak isteyebilir.
Artık bundan sonra kendi projelerim doğrultusunda yeni bir maceraya başlama zamanı geldi gibi. Her doğumun sancısı, kendi varoluş mücadelesini ve yaşam azmini de kendi içinde barındırır. Vedalar her ne kadar hüzünlü ve zor olsa da yaşanacak güzel olayların habercisi olmayı da başarır. Sevinerek yapılan vedaların çok daha mutlu sonuçları olmayabilir. Ama hüzünlü vedaların sonunda sevinç çığlıklarını duyma umudunu daima taşırsınız.

Halk Eğitim Merkezi gibi farklı bir kurumu deneyimleme imkânı bulacağım için heyecanlıyım. Ama daha önemlisi kendime ayıracak olduğum zamanlarda, yani tatil dönemlerinde, düşünce dünyamda gezinip dolaşan karakterlere hayat kazandırma fikri ile de biraz telaş içindeyim.
Meslek hayatım boyunca üzerimde emeği olan tüm mesai arkadaşlarıma başta kurumdaki idarecilerim olmak üzere minnettarım.
Dulkadiroğlu Rehberlik ve Araştırma Merkezi’nin özelde çekirdek ailesi olan yaklaşık otuz kişilik personeline, genelde ise dört yüzün üzerinde özel eğitim ve rehberlik öğretmeni olan geniş ailesine, hayatlarının her döneminde başarı ve mutluluklar dilerim. Özen gösterdiğime inandığım iş hayatımda şayet birilerini kırıp incitmiş isem helalliklerini almak ve onlardan özür dilediğimi belirtmek isterim. Benim mesai içerisinde kavgam hep kendimle ve yapılacak işin istenilen şekilde olması adına yaşanmıştır.
Bazen küçük bir dokunuşla hayatınız değişir, bazen bir ömürlük çaba ile hiç yaş almazsınız. Kendim için düşünce dünyama çok şey kattığım bu camianın vedasına hazırlansam da yeni umutlara yelken açmak üzere sefere çıkıyorum.
Sağlıcakla kalın…
Mehmet Süreyya KÜÇÜK

Yorum bırakın