
Bugün ülkemizdeki milyonlarca öğrenci için karne günü!
Hiç bitmeyecek kadar uzun gelen bir eğitim dönemini geride bırakıyoruz. Çünkü 6 Şubat sabahı başlayacak ikinci dönem, hepimizi çok zor geçen bir hayat sınavına uyandırdı. Yaşadığımız şehrin hüznü o kadar büyük ki; ara ara gökyüzünü kaplayan bulutlar, sanki acılara ortak olmak istiyor.
Depremin üzerinden geçen 130 gün, şimdiye kadar yaşadığımız tüm hayata denk gibi. Kolay olmasa da yeniden açılan okullarda seyreltilmiş sınıfların mahzun yüzlü çocukları en buruk karnelerini aldılar.
Şehrin cıvıltısı, mahalle aralarında koşuşturan çocukların sesleri de olmasa hiç duyulmayacak kadar az. Caddeler ve sokaklar yeniden doğma savaşı veren bir kardelen kadar ürkek. O kahraman şehir, kendisinden eksilen her enkazın götürdüğü yaşanmışlıklar için feryat ediyor sanki. Bir anne şefkati ile bağrında büyüttüğü geçmişe veda etmek, bizler kadar bu şehri de üzüntüye boğuyor.
Eğitime ara verdikten sonra, yeniden başlamak çok zor gelmişti. Ama şimdi yeniden ara vermek daha acı verecek gibi. En azından gün içinde çocukların birbirleri ile koşturması bile, yaraları sarmak için önemliydi.
Acılardan beslenmek vardır ya, bizimki de o misal galiba. Hem çevremizdeki insanların acılarını paylaşıyoruz hem de ayağa kalkmak için buralardan besleniyor, güç alıyoruz.
Birkaç gün önce gittiğim bir ilkokulun karne gününe hazırlanması yüreğime dokundu. Her sene mezun olacak öğrenciler için hazırlık yapan öğretmenler, bu sene farklı bir çalışma içine girmişlerdi.
Okulda, tamamı hayatta olmayanların resimlerinin olduğu bir albüm hazırlanmış. İlk sayfasına depremde vefat eden öğretmenlerin resimleri konulmuş. Diğer sayfalara ise sınıf sınıf, 6 Şubat’ta yüreğimize gömdüğümüz öğrencilerin resimleri yerleştirilmiş.

Albümde açılan her sayfada farklı bir sınıfın, aynı masumiyetteki yüzleri karşılıyor sizi. Size bakan her gözün ışıltısında, 6 Şubat’ın sessiz çığlıklarını da duyuyor gibisiniz.
Ben albüme bakmak istemedim. Ama diğer taraftan, çevrilen her sayfada gözüme ilişen masum bakışlara da kayıtsız kalamadım.
Her ifadenin bir çocuk saflığı üzerine kurulduğu bakışlarda, ikinci döneme uyanmak isteyen heyecanlı yüreklerin mahzun pozları var gibiydi. Bir ara o okulda görev yapan öğretmen arkadaşımız, böyle bir albümle acıların da arşivlenmesi gerektiğini söylediğinde, kimseye de hayıflanamadım.
Biliyordum ki benden çok daha fazla üzülen onlardı. Her gün o bakışları yüreklerde büyüten ve onlarla anlam kazanan bu okuldu. Yaklaşık 250 öğrenci eksildiğini söylediklerinde, ikram edilen çayı içmekten haya etmem gerektiğini bir kez daha anladım.
Acaba dedim kendi kendime böyle bir albüm yapılmasa olur muydu?
Ama bu çalışmayı yapanların gözlerinden şu mesajı o kadar net alınca sessiz düşünmeme devam ettim. Böyle bir albümle; gönlümüze sakladığımız evlatlarımıza arada bir bakıp onları hatırlamak, hatta hiç unutmamak, hocalarımın vermek istedikleri en anlamlı mesajdı.
Bir ara öğretmen arkadaşımız yeni dönemde psiko-sosyal desteğin çok önemli olacağını söyledi ve ekledi. Eylül ayı ile birlikte ampute olan öğrencilerimiz de aramıza katılacak. Çok sayıda koltuk değneği ve tekerlekli sandalyede eğitime devam edecek evladımız için hem kendimizi hazırlamalıyız hem de okulumuzu. Bu sözler çok acıda olsa gelecek zor günlere kendimizi daha güçlü hazırlamamızın habercisiydi.
Teneffüs zili çaldığında çocukların sesleri ara ara konuşmaların arasına karışıyor ve aslında ilaç gibi geliyordu. Daha önceki zamanlar olsa, sesler konuşmaları bölmesin diye kapılar kapanırdı. Ama artık tüm kapıların ardına kadar açık olduğunu gözlemledim. Çünkü bizleri hayata bağlayacak yegâne unsur, bu çocukların neşeli koşturmalarıydı.

Öğretmen arkadaşıma, ailesinden geriye tek kalan öğrenci ya da öğrenciler olup olmadığını sordum.
Elbette dedi. Albümde yer alan evlatlarımızın büyük bir çoğunluğu aileleri ile hayatını kaybetse de yaklaşık 40-50 öğrencimiz hayat mücadelesini yalnız başlarına verecekler.
Amca, hala, teyze hayatta kim kalmış ise el vermişler bu melek yüzlülere. Bir taraftan kendi acılarını hafifletmeye çalışıyorlarmış, diğer taraftan onlara umut olmaya.
Okul bahçesine çıktığımızda çevremizde gözümüzün gördüğü binaların büyük bir kısmı artık yerinde değildi. Yerinde olanlar da ya yıkılmayı bekliyordu ya da yerde kalan son enkazlarının hafriyat kamyonlarına yüklenmesini.
Kaldırılan enkazlarda yalnızca beton ve kırık eşyalar olmadığını bu manzara içinde duran herkes anlayacaktır. Tüm yaşanmışlıklar, hayaller, planlar ve insanı hayata bağlayan tüm ilişkiler ağı, o mahallenin ruhundan kopuyordu.
Okuldan çıkarken öğrencilere son bir kez baktım. Onların dünyasında yaşamın ne demek olduğunu bir kez daha sorguladım. Ama bulamadım. Çünkü o kadar masum bir şekilde oyun oynuyorlardı ki; onlar kadar berrak olmanın ancak çocuk olanlar tarafından kavranabileceğini anladım.
Aslında depremin ikinci haftasında ülkenin her tarafından umut olarak yağan yardımlarda bu duyguya yine kapılmıştım. Bir kez de olsa yardım kolilerini tasnif için geldiğim kurumumda, bu küçük yüreklerin birbirleri ile olan muhabbetlerini kolilerden çıkan notlardan okudum. Yalnız değilsiniz, İnşallah bu zor günleri atlatacaksınız mealinde yazılı o kadar not vardı ki.
Kendi şahsi eşyalarını hiç tereddüt etmeden gönderen çocukların ne kadar geniş bir yüreğe sahip olduklarını orada hissettim. Elbette memleketin her tarafından gönderilen yardımların bir çocuk masumiyetindeki anne babalardan geldiğinin de farkındaydım.
Bu güzel çocukların güzel anne ve babaları eğitim aksamasın, çocuklar okusun diye de her şeyi düşünmüşlerdi.
Orada bir kez daha anladım ki memleket emin ellerde idi. Ülkenin neresinde bir sorun olsa, diğer bölgesinin bu acıya ortak olacağı tamamen anlaşılmıştı.
O yüzden bu güzel hamurun yoğrulmasına emek veren halkımızın ortaya çıkardığı emsalsiz şaheserin, şahsi menfaatleri için retorik peşinde koşan birkaç insan eli ile bozulamayacağının da farkındaydım.

Dedim ya bugün 16 Haziran, ülkemizdeki milyonlarca öğrenci için karne günü!
Umudun yeşerdiği ve güzel günlerin gelmesi adına mücadele verildiği her dönem bizim için kıymetli. Çocuklarımızı tatil döneminde unutmamalı, yeni eğitim dönemine yönelikse, onların her anlamda hazır bir ortam bulmaları için var gücümüzle çalışmalıyız.
Yeni bir sınıf ya da okul hayatına hazırlanan tüm öğrencilere iyi tatiller. Umuda yelken açmış ve büyük bir emeğin son gününe gelmiş üniversite adaylarına da başarılar.
Mehmet Süreyya KÜÇÜK

Yorum bırakın