
Deprem olmadan birkaç hafta önce Ölüm Gerçeği diye bir yazı yazmıştım. Ölümü ve o anı merak eden satırların yer aldığı bu yazıda, bedene veda eden ruhun nasıl bir ayrılığı müşahede ettiğini merak edip durdum. Bu ayrılıkla ilgili ruhun mu yoksa bedenin mi daha çok acı çektiğini düşünerek hayal dünyasında gezindim.
Bu yazıdan sonra zihnimde kurguladığım yazı da hazırdı. Üç aşağı beş yukarı aşağıda betimlemeye çalıştığım gibiydi.
Şehirlerde ya da tüm yaşam alanlarında insanların koşturmacasını hem yaşıyor hem izliyorum. Ekonomik olarak kendini zorda hisseden insanlar çaresizce yeni arayışlara girmekte ve farklı çözüm arayışlarına başvurmaktalar. Sağıma baktığımda yaşam mücadelesi, soluma baktığımda gelecek kaygısı, tüm oksijen sahamın solumak zorunda olduğu nefeslenmelerle dolu.
Bankadaki kredi kartı borçlarını asgari düzeyde ödeyen insanların bir sonraki aya dair çözüm önerileri borcu kapatılan bir kartın açtığı alanla, yeni borcun ödenmeye çalışılması veya ötelenmesi.
Bu kadar zorda mıyız diye düşünmekteyim. Her zaman işin içinden çıkılamayan durumlarda bir kolaylık bulabiliyorsak bundan daha büyük bir ferahlama olabilir mi?
Yani bu dünyada her şey sürekli nasıl geçineceğiz ve daha fazla nelere sahip olabilirizle mi dolu olmak zorunda. Ömrümüzün ortalama süresi belli iken yaşantımızın geriye kalan dilimini sürekli bunları hesaplamaya mı ayırmalıyız.
Sevinemediğimiz onca şey varken üzülecek o kadar gündem buluyoruz ki. Her zaman olumsuz düşünceleri gündemimizin manşetine yerleştirmeyi başarıyoruz. Bu durumdan da garip bir şekilde mutlu oluyoruz.
Yeni aldığımız ev ya da arabamızın özellikleri ile keyiflenmelere, bunların ödenmesi ile ilgili tarihlerde bir miktar ara veriyoruz.
Yılın son günlerinde her zaman alışveriş yaptığım marketin kasiyeri bana bir şey soruyordu. İndirim kartı olarak verdikleri kartın bakiyesini kullanayım mı dedi. Aksi takdirde bu kartın yeni yıl ile birlikte sıfırlanacağını tekrarladı.
O an aklıma garip bir fikir gelmişti. Acaba bizim koşturmaca ile yaşadığımız hayatın belirli dönemlerinde her şeye bu sıfırlama imkanı verilse nasıl bir yaşam kavgası verirdik. Zihnen zaman zaman yaptığımız ve her şeyi geride bıraktığımız düşünce dünyamız gibi ekonomik olarak da sıfırlandığımız durumlar olabilir miydi?
Aslında bu durumu olumlu anlamda düşünmekteydim. Yani yıl sonu geldiğinde tüm borçlarımızla ilgili her şeyin sıfırlandığını söyleseler bu kadar yorulur muyuz? 31 Aralıktan sonra tüm alacakların birileri tarafından ödendiği ya da devlet tarafından sıfırlandığı söylense neyin mücadelesini veririz. Bu şekilde yaşadığımız hayata nasıl bir anlam yükler, nelerden hoşlanır ya da ne için çalışırız.
Böyle bir durumda da bazı şeylerin keyfi kalır mı diye düşünüp duruyorum. Hiç üzülmediğimiz dünyada ya da bir zaman geldiğinde kaygıların bittiği bir yaşamda yine de bir şeyler eksik kalır mı?
Düşünsenize nereye borcumuz olup olmadığını hatırlamak gibi bir endişemiz yok. İstediğimiz her şeyi alıyor, istediğimiz her yere gidiyoruz. Yetiremediğimiz yerde nasılsa bu borçlar sıfırlanacak diyerek rahatlıyoruz.
Kendi kendimize sorun olarak gördüğümüz her şeyin bir anlam ifade etmediği günlerde hayatın nasıl yaşandığını, sadece merak ettiğim için görmek isterdim. Yalnızca insanların psikolojilerini ve duygu durumlarını çok merak ettiğim için.
İşte buna benzer düşüncelerin içerdiği bir yazı planlaması yaparken 6 Şubat tarihine ve olanlara denk geldim. Yaklaşık iki haftayı geride bırakarak böyle bir yazının tersten düşünüldüğü bir yaşamla yüzleştim. Bu seferde sıfırlanma gibi bir gerçekle karşılaşan insanların, yukarıdaki durumların tersine bir olayla karşılaşmaları ve tepkileri bütün gerçekliği ile karşımda belirdi.
Dün akşam Mirac gecesi nedeni ile bu olayları bir daha zihnimde karıştırmak istedim.
Bu sefer insanların her anlamda sıfırdan başlayacakları bir hayatın, nasıl sorgulanacağını anlamaya çalışıyorum. Dünyalık dediğimiz şeylerin yerine bir şeyler konacaktır. Ama annenin, babanın, eşin, evladın ya da kardeşin bedenen sıfırlandığı bir dünyada yeniden büyütülecek sevgi tohumlarını nereye inşa edeceğimizi bulmaya çalışıyorum.
İnsanların on gün sonra enkazdan sağ olarak çıkarılışlarını ikinci bir doğum olarak kabul edebiliriz. Ama soy bağı ile bağlandıkları birinci derece alt ve üst akrabasını kaybeden birisi için bu doğum günü nasıl kutlanacaktır buna cevap bulmaya çalışırken boğazımız düğümlenmekte. Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır mesajı bana göre bu gibi olağanüstü acılar için verilen önemli bir nasihat. Ama bu sözün hikmetini kavramak ve kavradığımız durumu göğüslemek büyük bir sabrın da olmasını zorunlu kılmakta. Aksi takdirde alelade olaylarda zaten hepimiz duygusal olarak kendimizi rahatlatacak şeylere sarılıyoruz.
Mirac olayında olduğu gibi insanları acziyet halinde bırakan bir durumun şimdi de yakınlarını kaybeden insanlar için yaşanmasını temenni ediyorum. Tarifsiz acıların mucizevi bir şekilde çok daha kolay bir şekilde atlatılmasını istemenin bir beis oluşturmayacağına inanıyorum.
İnsanların yas durumlarını yaşarken kendi işlerine yarayacak tüm argümanları kullanmalarını, onlar için temel bir hak kabul ediyorum. Mescidi Haramdan Mescidi Aksaya gitmek ve oradan göğe erişmek gibi bir yaşantının gönüllerde bıraktığı hayret durumunun, çevremizdeki bir çok insan için de oluşması için dua ediyorum. Onların bu zor günlerinde kendilerinin bile hayret edeceği bir inşirah için bilimsel ve dini tüm aracıların devreye girmesini ümid ediyorum.
Geride kalan acılı insanların uyuyup uyanmaları kadar devam edecek bir süre zarfında, yaslarının hafiflemelerine tanıklık etmeyi çok fazla arzu ediyorum.
Hayatı sıfırlamayı tersten kaleme almak istemezdim. Ama bu yaşadığımız afet durumunun her zaman olduğu gibi bu seferde tüm planları bir daha mı gözden geçirsek gibi bir soruyu sordurduğunu üzülerek görmekteyiz.
Mehmet Süreyya KÜÇÜK

Yorum bırakın