Bu satırları yazarken kimse evimde sıcak kahvemi içerken televizyonda izlediğim deprem haberleri sonrası efkarlandığımı zannetmesin. Kahramanmaraş depremine, evimde ve birazdan yerle bir olacağız korkusu altında öleceksek tüm ailemle birlikte ölelim telaşı ile yakalandım. Elbistan depremine ise bari memleketim biraz daha güvenlidir düşüncesi ile kaçarcasına gittiğimiz Göksun yolundaki Tekir mevkiinde, bir petrol istasyonunda denk geldim. Ölüme ne kadar yakın olduğumuzu deneyimlediğim bu felakette mahşeri prova ettiğimizi, petrol bulabilir miyim düşüncesi ile şehirde gezinirken cenazesinin çıkarılmasını bekleyen insanların gözyaşlarında hissettim.
Yaşadığım ruh halleri öncelikle şunlar.
Deprem anında insan olarak kontrol sisteminizin kodladığı yer, zaman ve mekan algılarını kaybettiğiniz için ilk başta ne olduğunu anlamayan vücudunuz şok, kabullenmeme ve çaresizlik duygularını harmanlıyor. Ardından gelen fiziki değişimleri ise mekan algınıza muhalefet eden bir fiziksel zorlama ile karşılaştığınızda mide bulantısı hatta tiksinme gibi süreçler olarak saymak mümkün.
Ölmekle ilgili duygu durumunu, yaşama sevincinizle eşdeğer düşünmek gerekir. Eğer öleceksem en sevdiklerimle ölmeyi yeğlerim gibi bir mücadeleyi veriyor onlarla yakın şekilde bir pozisyon almak istiyorsunuz.
Hayatın içinden sıradan kaygıları boş bulmak gibi hikâyesel düşünceleri zaten bir çok olumsuz durumda tekrarladığımız için onları saymayı gerekli görmüyorum. Hayata yüklediğiniz anlam ölüme yüklediğiniz anlam ile doğrudan ilişkili olduğu için bu dengenin muvazenesi herkese göre değişiyor.
Depremin yıkıcı etkilerini ve şok durumunun geçmesini herkes farklı sürelerde tecrübe ediyor. Bu aşamayı geçtikten sonra kabul etmeniz gereken gerçekler var ise onlarla yüzleşme gibi insani durumları yaşıyorsunuz.
İnsanların acılarını gördükçe kendi acınızın boyutunu ölçebiliyor ve ona göre mana arayışlarına giriyorsunuz. Bazen isyancı bir haykırış bazan de şükürcü bir anlayışı benimsemek arasında gidip gelerek günlerinizi geçirmeye çalışıyorsunuz.
Afetin boyutunu uzmanlardan dinledikten sonra, hayati tüketim malzemesi için sokağa çıkmanız bu zorlu süreci anlamanıza büyük katkılar sağlıyor. Cenaze olmadığınıza ve yakınlarınızı kaybetmediğinize şükrederek geçen zamanlarda başka insanların acılarından kendinizi rahatlatma adına beslenebiliyorsunuz. Bu beslenme durumunu yanlış bulmuyorum ve insanın kendini rahatlatma adına verdiği bir terapinin parçası olduğu sürece eleştirmiyorum. Çünkü hiçbirimiz oh olsun demiyoruz sadece bu ben de olabilirdim diye psikolojik sağlamlığımızı arttırmaya çalışıyoruz. Hele başımızı sokacak bir mekan bulmuş ve bir kap çorba içebilmiş isek ilk günler için yapılacak en iltimaslı süreçlere maruz kaldığınıza kendinizi inandırıyorsunuz.
Bugün Elbistan depreminden sonra 72 saati geride bıraktım. Yaşadığım şehir olan Kahramanmaraş’ta mahşeri provanın canlı tanıklarından birisiyim. Hiç kimsenin bir diğerinin acısına ortak olmadığı durumunu Mahşer ‘den ayrılan tek nokta olarak sayabiliriz. Bunun dışında herkesin adeta önce kendi canı derdine düşmesi ve ardından birlikte hareket etme gibi insanların telaşlı durumlarını mahşeri hatırlatıcı en önemli detaylar gibi düşünüyorum.
Yaratıcının böyle bir doğal afeti bile isteye verdiği gibi bir düşüncede değilim. O’nun böyle bir güç gösterisinde bulunmasının şanına aykırı olacağını, böyle bir şeye daha büyükleri dahil gücü yetse de bizler için hep iyiyi istemesi açısından muhal bir durum teşkil ettiğini düşünüyorum. Bizleri cezalandıracak azameti karşısında hepimiz için iyilik ve güzellikleri dilediğinin farkındayım.
Öyle ise bu doğal afeti kim oluşturdu ve neden yaptı?
Hepimizin yüzyıllardır umursamadığı dünyaya yüklediğimiz yük ve yanlış uygulamalarımız bu durumun bir sebebi olabilir mi diye düşünüp duruyorum. Acaba diyorum ortak yaşam alanımız olan yeryüzünün şekillendirmesini bize bırakan kudreti dinlemiyor muyuz?

Akletmemiz gereken durumları sadece Yaratıcının bir mesajı olarak almak yerine, inşacısı olduğumuz evreni dizayn ederken kullanmamız gerekmez mi diyorum.
Bilimsel gerçekleri hayatımızda rehber olarak aldığımızda keşkelerimiz de azalabilir mi? Şükürcü bir gelenekten gelen toplumsal hafızamız, her şeyi sağlam temeller üzerine inşa eden bilimsel bir paradigmadan sonra gelse şükrümüz ve tevekkülümüz daha anlamlı olmaz mı?
Acaba Yaradan da bunu dilemiyor mudur? Eminim ki enkaz altından çıkan cenazeleri müşahede ettiğinde bizler için en doğru olanının bu olacağını murad etmiştir. Ama insanoğlu olarak bizim üzerimize düşen görevlerin tamamını O yerine getirecek olsa idi zaten yeryüzünde bulunma amacımızı da yeniden sorgulamamız gerekmez miydi?
Şu an içinde bulunduğumuz durumdan ötürü birilerini suçlayacak değilim. Devletin yetkili organlarının yapacağı desteğin, felaketin boyutları karşısında sınırlı kalması kadar doğal bir durum olmadığını değerlendiriyorum.
Binaları ne kadar yüksek yaparsam o kadar para kazanırım diye düşünen müteahhitler, bu duruma göz yuman denetleyiciler, ev almak derdinde olmayan konfor olarak en gösterişli olanını aldığı için gururlanan bizler daha hassas ve tedbirli olmadığımız sürece bu durumların önüne geçmemiz zor görünmekte. Burada yetkili kişilerin suçu yok mu sorusunu soran ve beni bir mecranın tarafı gören insanlara şunu söyleyebilirim. Elbette eleştiriden herkes nasibini alacaktır ve almalıdır. Ama önemli olan bu eleştiri sonrasında hem bizlerin hem de yetkililerin takındığı reflekstir. Yemek kuyruğuna ailenin her bir ferdi olarak girerek biz dört kişilik bir aileyiz diyerek 16 kişilik yemek almaya devam ettiğim sürece, her gün benzin kuyruğunda ihtiyacımın kat ve kat fazlasını alarak gerçek ihtiyaç sahibini mağdur ettiğim sürece, benim başıma gelmedi ise sorun yok dediğim sürece ya da buradan nasıl bir nema elde edebilirim diyerek düşündüğüm sürece benim yetkilileri eleştirmem veya birilerinin beni suçlamaları pek bir şeyi değiştirmeyecek gibi duruyor.
Bu arada bu süreçte can siperâne mücadele eden kahraman insanları anmadan geçersek onlara büyük haksızlık etmiş olurum. Sorun zaten bu insanların sayısının fazlalaşması ve en başta benim de bu insanlar gibi olmamla yola girecek gibi görünüyor.
Yazının başındaki mahşeri prova sözünü kızımdan aldığımı söylemeliyim. 04.17’de ayakta olduğu ve depremin tüm anını yaşadığı için sonrasında yaptığımız sohbette ne hissettiğini sordum. O anda anne ne oluyor bu ne diye bağırdığını hatırladığım için böyle bir çığlığın nedeni ne olabilirdi? Kıyametin koptuğunu düşündüm baba dedi. 15 yaşında bir kız çocuğu için kıyametin koptuğunu prova etmek oldukça travmatik olsa gerek. Ama sonrasında yaşadıklarımız ise tam anlamı ile acılara boğulmak olarak tarif edilebilir. Dinlediğimiz hikayelerin hayatta olmayan kahramanları yaşam süreleri boyunca neler yaptıkları ile değil bu enkazdan çıkarılma anları ile hatırlanmaktalar. Bu güzel insanlar elbette çok güzel hikayeler bırakarak gittiler. Ama bu hikayenin finalinde bizleri acılara boğdular.
Ülkemizin her bölgesinde yaşayan iyi yüreklerin önce duaları sonra yardımları için çok teşekkür ediyoruz.
Çok güçlü bir devlet olduğumuzun ve yardımlaşma geleneğimizin, saydığım tüm menfi durumları tolere edeceğinin farkındayım. Bu günlerin geçeceğini ve toparlanarak hayatımıza devam edeceğimizi çok iyi biliyorum. Ama bu durumlardan ders çıkarma konusunda hafızamızı güçlendirebilecek miyiz hala endişelerim var.
Bu zor günlerde politize olmadan yapılacak her güzel girişimin, bizleri çok daha sağlam bir geleceğe hazırlayacağına inanıyorum. Depremi an ve an yaşayan bir vatandaş olarak ülkeme ve devletime karşı iyi duygular beslediğim sürece, toplumsal kenetlenmeye destek vereceğime inanmaktayım. Provokasyon ya da dezenformasyonun hiç birimize katkı sağlamadığını görmediğimiz her zaman diliminde, ayrışan durumun yalnızca fay hatlarından ibaret olmadığını bilmeliyiz.
Bana yaşam hakkı tanıyan Yaradan’a sonsuz şükürler olsun. Tek isteğim emanetin teslim edilmesi gibi bir zaman geldiğinde bu yaşamsal finalin zor bir imtihan ile olmaması.
Enkaz altında kalan canların şehit olduklarından zerre şüphem yok. Kalanlarına sabır dilemek ve elimden geldiğince psikolojik destek vermek ise en önemli görevlerimden birisi olsa gerek.

Mehmet Süreyya KÜÇÜK

Yorum bırakın

Popüler