
Özellikle günümüzde hem çocukların hem ergenlik öncesi çağın hayata bakışı, konumlanışı ve hayatı okuma biçimleri oldukça hareketli bir zeminde şekillenmekte. Anladığımız yaşam kodları ve eğitim kalıpları sanki alaşağı olmakta, yeniden inşa edilmekte. Üstelik bu inşa süreci de sürekli farklı şekillerde dizayn edilmekte.
Tıpkı yirminci yüzyılın başlarında kendisini gösteren postmodern düşünceler gibi zamanımızın çocuk ve genç kuşağı da hayata eleştirel perspektiften bakmakta. Bu durumun zaman zaman olumlu sonuçları ve yeni düşüncelere kapı aralayan geniş koridorları olsa da hiçbir fikri üretimin olmadığı ve analitik düşünce yapısını öteleyen hatta reddeden totolojik bilgi kırıntılarını da görmekteyiz.
Öncelikle günümüz kuşağı çocukların dijital yaşamın içinde, ergenlik dönemi ve öncesi çağınsa dijital yaşamla birlikte büyüdüğünü söyleyebiliriz. Bu durum neden bu kadar önemli? sorusunu sorduğumuzda eğitimden, kültüre, sosyal hayattan, ekonomiye her konunun dijital çağın etkileri ile şekillendiği cevabı ile karşılaşmaktayız.
Daha somut şekilde ifade etmek istediğimizde, çocukların eğitim içerisindeki öğrenme becerileri ve öğrenmenin gerçekleşmesine yönelik teknik ve yöntemlerin, zaman zaman dijital enstrümanlarla uyumlu bir armoni yakalamasından, zaman zamansa çatışmaların yaşandığı bir süreç ile karşılaşılmasından söz edebiliriz.
*Çocuklarda ve ergen öncesi çocuklarda eğitim hangi dönemlerde başlamalı?
*Eğitimin nitelik ve niceliği nasıl olmalı?
*Genel bir eğitim anlayışı mümkün mü?
*Günümüzde kültürel kodlara dayalı etik değerlerin temele alındığı ya da herhangi bir noktasına ilintilendirildiği bir eğitim anlayışı dendiğinde ne anlamalıyız?
*Final sorusu olarak ta günümüzde çocuklar ve ergen öncesi çocuklara yönelik eğitim ne olmalı?
Sorularına cevaplar bulduğumuz ve bu cevaplar etrafında asgari müştereklerde buluştuğumuzda, eğitimin neliği sorunsalını da sağlıklı bir zeminde tartışabileceğimizi görebiliriz.
Öncelikle eğitimin çok küçük yaşlarda hatta doğumla başladığı gerçeğini kabul etiğimiz bir öncülde, gebelik döneminin bile çocuk gelişimi üzerine etkisini hem kabul etmemiz hem de bilimsel olarak doğrulamamız mümkün olabilir. Bundan sonra önemli olan doğumdan itibaren başlayan eğitim konusunda yaklaşım tarzımızın doğruluğu ve tutarlılığı konusudur.
Tablet ve cep telefonlarına maruz kalan çocukların rol model aldıkları ebeveynlerin, bu teknolojik bombardımanı kendi lehlerine çevirmek için doğru zamanda doğru biçimde hareket etmeleri gerekmektedir. Çok fazla uyarana maruz kalan çocukların sosyal iletişim ve etkileşim konusunda kısır bir ortamda büyümeleri, teknolojiyi çok iyi kullanmalarına meşru bir zemin hazırlamamalıdır. Zira öğrenme ve buna dayalı kuramların tamamında sosyal etkileşim ve bunun farklı versiyonları ileride oluşturacağımız kimlik, karakter ve sosyal benlik algımızın temel belirleyicisi olarak kabul edilmektedir.
Bebeklik dönemi, çocukluk ve sonrasında gelinen ergenlik çağı bireyin toplumda sosyal bir varlık olarak ‘varoluşu açısından’ oldukça önemlidir. Aslında bebeklik döneminde başlayan ve kendi kültürümüze ait olduğunu düşündüğümüz birtakım alışkanlıkların da farklı kültürlerde yeri olduğunu ve çocuk yetiştirmede kullanıldığına şahit oluruz.
1724-1804 yılları arasında yaşamış Alman düşünür Immanuel Kant, “Eğitim Üzerine” isimli kitabında bunlardan söz eder. Bebeklerin kundaklanması ve sallanması gibi yanlış uygulamaların o kültürlerde de olduğunu görürüz. Diğer yandan topaç oynama gibi bir çocuk oyununun gelişimsel süreç içindeki etkisini de yine bu kitaptan alıntılayabiliriz.
“Topaç çevirme de benzer bir oyundur. Bu ve benzeri oyunlar yetişkin insanlara daha derin düşünme malzemesi sunar ve hatta ara sıra önemli keşiflere bile yol açarlar. Nitekim Segner topaç üzerine bir risale yazmıştı ve topaç bir İngiliz kaptanına bir ayna geliştirmek için malzeme sunmuştu; bu ayna vasıtasıyla bir gemiden yıldızların yükseklikleri ölçülebilmektedir.
Salıncakta salınma da çocuklar için sağlıklı bir egzersizdir, aynı şey yetişkin insanlar için de söz konusudur. Ne var ki çocuklar çok hızlı sallanıp düşmemeleri için göz önünde salınmalıdır. Uçurtma uçurma da zararsız bir oyundur. Mamafih bu, beceri gerektirir, uçurtmanın uçması rüzgâra göre belli bir konumda olmasına bağlıdır.
Disiplin eğitimden önce gelmelidir. Ne var ki burada çocukların bedenini eğitirken aynı zamanda toplum için uygun hale gelmelerini de nazarı dikkate almalıyız. Bir çocuk akranlarıyla birlikteyken ne sorun çıkaran ne de yaltaklanan birisi olmamayı öğrenmelidir. Başkalarının davetine işi arsızlığa, münasebetsizliğe vardırmadan sokulgan olmalıdır ve kaba, küstah olmadan dürüst ve açık sözlü olmayı bilmelidir. Bu amaç için takip etmemiz gereken usullerin tamamı, ya iyi-güzel davranış hakkında onu ürkek ve çekingen yapmaya hizmet etmekten başka bir işe yaramayacak türden fikirler vererek ya da kendisini öne çıkarması yönünde telkinlerde bulunarak çocuğun tabiatını bozmamaktır. Bir çocukta hiçbir şey büyümüş de küçülmüş dedirtecek türden iyi davranış ve küstahça bir ukalalıktan daha gülünç değildir.”
Anlıyoruz ki; eğitimin küçük yaşlarda başlayan serüveni toplumların daima radarında olan, tartışılan ve çocuk için en uygun modelin bulunmaya çalışıldığı gelişimsel bir süreci ifade etmektedir.
Eğitimin niteliği ve niceliği sorunsalında görmek istediğimiz nokta ile geldiğimiz nokta arasında daima bir fark olduğunu deneyimlemekteyiz. Bu durumun sebebi; daima sorgulayan, yorumlayan ve analiz yeteneği ön planda tutulan bir birey profilinin, sınav odaklı ve başarı endeksli bir birey profiline feda edildiği gerçeğine dayanmaktadır. Yaparak, yaşayarak kısaca deneyimleyerek öğrenen çocukların kalıcı öğrenmeyi gerçekleştirdiği, analiz yeteneğinin geliştiği ve sosyal bir varlık olarak toplum içerisinde ne yapması gerektiğini öğrendiğini bilir ve söyleriz. Ama tüm bunların yanında küçük yaşlardan itibaren alınan destek eğitimleri arasında satranç kursunu, piyano eğitimini ya da tiyatral faaliyetleri sıralamayız. Sınava hazırlanan bir öğrenci için müfredatın sınav sistemine uyarlanmış ve soru çözme temelli verilen uyarlamaları, nitelik olarak ta nicelik olarak ta eğitimin en makbul olan kısmına tekabül eder!
Oysa nicelik olarak bilgi yüklemesinden ziyade, seyreltilmiş ama kalıcı hale getirilmiş bir müfredat programı, öğrenme becerilerine imkân tanıyan çok önemli bir fırsattır. Ayrıca somut çalışmalarla desteklenmiş deney, gözlem ve tartışmaya açık eğitim ortamları nicelik ve nitelik konusunda gelecek dönemde en fazla ihtiyaç duyacağımız durumlar olacaktır.
Bir başka konu olan genel bir eğitim anlayışının mümkün olup olmadığı konusu üzerinde de durulmalıdır. Eğitim modellemelerinin; toplumların tarihsel kimliklerinden bağımsız, kültürel kodlarından sıyrılmış ve değer sistemlerini hiçe sayan bir şekilde oluşması, imkân dahilinde olmadığı için deney ve gözleme dayalı bilimler haricinde kalanların evrensel değer yargıları dışında tıpa tıp aynı olmalarını bekleyemeyiz. Evrensel bir hukuk, ekonomi ya da endüstri anlayışının bile yukarıda sayılan değişkenlerden bağımsız kurulamadığı bir dünyada evrensel bir eğitim anlayışını ancak bu perspektiften değerlendirebiliriz.
Esasen eğitim konusunda kırılgan olan noktaların başında kültürel kodlar, milli değerler ve etik kavramları sayılabilir. Modern çağın açmazı olarak görebileceğimiz ve dünyanın geldiği bu noktada iyi- kötü, doğru-yanlış, ahlaki ya da olmayan gibi kavramların yeniden tanımlanmaya çalışılması, dijital mecraların yeni bir sosyal hayat literatürü kurma çabası, sadece bir tek ülkenin sorunu olmaktan çıkmış ve küresel bir problem halini almıştır. Özellikle 1980 yılların sonunda yaşanan teknolojik gelişmeler, 1990 yılların kuşağını nasıl farklı bir yerde konumlandırdıysa, 2000 li yıllardan sonra da geçen her yeni 5 yıl, yeni bir kuşak modellemesini ve bunun yanında da kuşak çatışmalarını beraberinde getirmiştir. Artık gelinen son noktada kuşaklar arası farklılığı her 5 yılda bir yeniden anlamamız, ona göre hareket etmemiz ve hatta kendimizi bu yönde geliştirmemiz gerekmektedir. Bu hızlı dönüşüm içerisinde eğitim konusunda artık dijital argümanların ön planda olduğu bir eğitim anlayışını, kendimize has karakterle şekillendirip, evrensel nitelikte bir donanımla gündelik hayatımıza yedirmemiz elzemdir.
Yakın zamanda geride bıraktığımız ama tam olarak ta etkisinden kurtulamadığımız salgın dönemi koşulları, hayatın yeniden biçimlendirildiği, yeni öğretim tekniklerinin ön plana çıktığı ve bireylerin gelecek planlamalarını yeniden gözden geçirdiği kritik bir dönem olmuştur. Uzaktan eğitimin öncelendiği bu süreçte artık gelecekte okulların nasıl bir yapıda olacağı ve hayatımıza ne katacakları konuşulmaya başlanmıştır.
Bu konu üzerine çalışmalar yapılmakta ve artık şu senaryolar dillendirilmektedir.
- Genişleyen okullar: Formal eğitim sistemi genişleyerek teknoloji üzerinden daha bireysel eğitim anlayışı ortaya çıkacak ve okul yapılanma olarak kalacak diyen bir argüman bulunmaktadır.
- Eğitimde dış kaynak yapısı: Geleneksel okul sistemi yıkılarak yerine daha toplumsal bir yapılanma oluşacak, eğitim bireylere geçecek. Öğrenme daha esnek, öznel ve değişebilir şekilde organize edilerek teknoloji altyapısı üzerine kurulacak şeklinde görüş beyan edenler bulunmaktadır.
- Okullar eğitim merkezi olacak: Okullar yapı olarak kalacak ancak duvarların dışına çıkacak ve çevresi ile bütünleşecek. Öğretim şekli değişecek ve sivil toplum eğitimin bir parçası haline gelecek denilmektedir.
- Öğrenme temelli: Eğitim her zaman ve her yerde ulaşılabilir hale gelecek. Resmi ve resmi olmayan öğretim sistemleri birbirlerinin içine girecek ve öğrenme hiç durmayan bir yapıya bürünecek gibi ilk etapta belki de irkildiğimiz ama sonrasında olabilecek senaryolar olarak kabul edebileceğimiz düşünceler de sıralanmaktadır.
Artık teknoloji ile birlikte büyüyen “Z’’ kuşağının yerini, teknolojinin içinde büyüyen alfa kuşağı almıştır. Bu kuşak özellikle salgın döneminde içinde bulunduğumuz sosyal yaşam koşullarına ayak uyduran bir yapıda karşımıza çıkmaktadır.
Zira alfa kuşağının en önemli özellikleri sosyal iletişimlerinin sınırlı olması, fiziksel temastan pek hoşlanmamaları, teknolojik evrilmelere çok hazır ve çok hızlı tüketen bir nesil olmalarıdır. Ayrıca bu kuşak, yazmaktan ziyade görsel uyaranlara matuf içerikleri çok daha kolay öğrenmekte, istedikleri bilgiye hemen ulaşamadıklarında çabucak farklı iletişim kanallarına kaymaktadır. Oldukça eğitimli bir nesil olacaklarının ön görülmesi, güvenilirliğe ve şeffaflığa çok önem vermeleri gibi durumlardan haberdar olmamız da onlara yaklaşım tarzımızı belirlememiz açısından oldukça önemlidir.
Bu parametreler ışığında çocuklarda ve ergen öncesi çocuklarda eğitimin ne olması gerektiği sorunsalı yukarıda sıralanan başlıklardan bağımsız irdelenemez. Bu değişkenleri kabul etmememiz, gerçekliğin yadsınmasına sebebiyet vereceği gibi bu kuşağın eğitim temellerinin geç atılmasına da maalesef zemin hazırlayacaktır.
Bu anlamda eğitim ne olmalıdır? sorusuna verilecek en kısa cevap; çocuklar ve ergen öncesi çocukların temel beklentilerine cevap veren teknolojik argümanlardan yeterince haberdar olmak ve yaşadığımız dünyada eğitimi, kültürel kodlar ile etik değerleri bu aracılar vasıtası ile sunabilen bir araç olarak görmektir diyebiliriz.
Kaynaklar:
- Eğitim Üzerine, I.KANT, Say Yayınları, İstanbul, 2016
Mehmet Süreyya KÜÇÜK

Yorum bırakın