Günümüz rehberlik anlayışı, bireyin kendi ilgi ve yeteneklerinin farkına varmasını önceler. Bunun yanında kendi önermelerini ise özgüven becerisi kazandırma yolu ile sorunlarla baş etme ya da istenilen hedefe ulaşılması için farklı adımlar atılmasına yardımcı olma temeli üzerine inşa eder.

Kanımca rehberlik çalışmaları insanlık kadar eski ve köklü bir mirasa sahiptir. Bilimsel bir metotla olmasa da doğal yollardan veya farklı argümanlarla belki de farkında olunmadan uygulanmış ve geliştirilmiştir. Ama özellikle son dönemdeki bu gelişim evreleri, dünya üzerinde hâkim olan toplumsal dönüşüm ve sermaye gücü üzerine kurulu bir işleyişten bağımsız bir şekilde olmamıştır.

Asırlar önce yaşamış Yunanlı filozof Sokrates’te (M.Ö. 470-399) ‘’kendini tanı’’ yöntemini kullandığında rehberlik faaliyeti yapmaktaydı. ‘’Diyalektik Yöntem’’, “Sokratik Yöntem” ya da ‘’Doğurtma Sanatı’’ dediğimiz bu metotta öncelikle karşıdaki kişiye sorular sorulurdu. İlk olarak kişinin bilmediği şeylerin farkına varması ve bu durumun aslında ne kadar doğal ve anlaşılır bir düşünce olduğunu görmesi sağlanırdı. Sonrasında ise yeni şeyler öğrenme konusunda aklını kullanması ve doğru düşünme becerilerine sahip olması amaçlanırdı. Yeni şeyler öğrenmek için öncelikle kendi olanaklarının farkında olması ve ancak bu fikir temeli üzerinde sağlam bir bilgi birikimi inşa edileceği betimlenirdi.

Yanlış ya da eksik olan düşüncelerin karşıt fikirler sunularak çürütülmesi ve bu eksik ya da subjektif bilgilerden sıyrılıp, doğru ve ahlâkî (temel insani ilkeler) ilkelere uygun olanın bulunmasını amaçlayan bu metot, sadece felsefî ve ahlâkî kaygıları taşımanın ötesinde, rehberlik çalışmalarının da ilk nüvelerini oluşturmaktaydı.

Karşınızda bulunan kişinin (bir anlamda danışanın) düşüncelerindeki tutarsızlıkları yine kendisinin sorgulama yapmasına yardımcı olarak ortaya çıkarmak ve bu düşünceleri doğru (olması gereken) bir yöne kanalize etmek, günümüz rehberlik çalışmalarına çok fazla uzak olmasa gerek. Çünkü böyle bir fikir alışverişinden önce bu kişiler, hem bilmedikleri şeyleri bildiklerini sanmaktadır hem de neleri bilmediklerinin farkında değillerdir.

Tıpkı mantık ilminde olduğu gibi insanın akıl ilkelerinden hareket etmesi ve aklî çözümlemeler yapması sadece ilmî ve felsefî bir perspektifle sınırlı değildir.

Aynı zamanda dinî referanslar da insana, doğru ve iyiyi bulması amacı ile önemli ipuçları verirler. Daha açık bir ifade ile işin merkezinde toplumsal çoğunluğun kabul ettiği hatta bunun ötesinde evrensel doğru ya da değerlerin benimsendiği değer ya da olgunun bulunması ve benimsenmesi için birçok bilgi membaı bulunmaktadır. Son tahlilde bilgi okyanusunu besleyen su kaynaklarının hepsi bireyin kendini tanıması, bilmesi ve mevcut potansiyelini maksimum seviyede kullanmasını öğütler. Yani insanın kendi ilgi ve yeteneklerinin farkına varması bu anlamda önemli bir düstur olarak kabul edilir ve birçok farklı mecrada buna vurgu yapılır.

Akleden bir insan olarak doğru olan da bu değil midir?

Dünyadaki diğer tüm canlılardan ayrılan tek yönümüz olan düşünmek ve muhakeme etmek, kendi imkânlarımızın farkına varmamızda en önemli noktayı teşkil etmez mi?

İşte bu noktada kilit bir rol oynayan rehberlik çalışmaları, özel bir çaba sarfetmeden bazı amaçsal ortak paydalarda yan yana geldiği dînî ve felsefî düşünce sistemleri ile anonim bir iş ortaklığına başlasa da kendini ekonomik ve endüstriyel bir pazarın odağında da bulur ve geliştirir.

Burada rehberlik çalışmalarını psiko-sosyal destek başta olmak üzere, ilgi ve yeteneklerin farkındalığı ve eğitsel-mesleki anlamda çok geniş bir hizmet skalasının içine yerleştirmeliyiz. İnsanın kendi imkanlarının farkında olmaması durumu, orta çağ dünyasına kadar tolere edilse de aydınlanma dönemi ile sakıt bir anlayıştan öteye geçememiştir.

Özellikle 17.yy aydınlanma hareketleri, rönesans ve sanayi inkılâbı gibi birbirini takip eden gelişmeler, insan merkezli bir dünyanın önemine işaret ettiğinde aynı zamanda sermayenin de buna paralel gelişmesini arzu etmekteydi.

İnsanın, hem bir makine gibi çalışmasını düşünen hem de onun sosyo-psikolojik yapısını önceleyen kesim için kendini tanıması ve geliştirmesi çok önemliydi. Burada iki ana güzergâha ayrılan rehberlik çalışmaları, elbette metodolojik olarak olmasa da yaşamın içerisinde her zaman bir yerlerde durmaktaydı.

Endüstri toplumu insanı, gelişmiş işgücü ile üretim verimliliği bağlamında en üst noktada kullanmayı hedefler. Bundan ötürü insan motivasyonu ve çalışma veriminin üst seviyelere gelmesi açısından rehberlik faaliyetleri ve buna koşut gelişen disiplinler, oldukça popüler olmuştur. İnsanın duygu durumu ve kaygı düzeyi ne kadar sağlam temeller üzerine inşa edilirse önermesinden, kaygı durumu istenilen düzeyde olan insanlar işlerini daha motive halde yapabilir önermesine ve buradan da işlerini motive yapan insanlar bir o kadar da çalışma ekonomisine katkı sağlar ve üretim gücü artar çıkarımına ulaşmak, zorlama bir düşünsel faaliyet olmayacaktır.

Buna karşın insanı psiko-sosyal yönden değerlendiren ve önceliğini insanın mutluluğu yakalaması ve yaptığı işten keyif almasında arayan düşünce yapıları da ekonomik kaygıları ikinci plana alır. Çünkü yapabileceklerinin farkına varan ve başarıyı, bu farkındalıktan sonra gelen çalışmalara bağlayan insan için zaten sosyal ve ekonomik doygunluk kendiliğinden gelecektir.

Konuya nasıl yaklaşılırsa yaklaşılsın rehberliğin temel felsefesinin, insanın kendini tanıması, yapabileceklerinin farkında olması ve bunların gerçekleşmesinde konuya daha profesyonel yaklaşmanın önemi üzerine kurulu olduğunu görmekteyiz.

Bu önem insanın fıtrî yapısı ile de ilintilidir, çevresel koşullarla da. Çünkü bireyin en önemli özelliklerinden birisi kendindelik ve kendine haslıktır. Bu durum her insanın yapabileceklerinin sınırlarını da belirler, hazır bulunuşluk durumunu da şekillendirir.

Bundan ötürü rehberlikte kendine özgü ilkeler ve kurallar manzumesi bulunsa da psikolojik bir varlık olan insan için genel geçer, evrensel kurallardan ve her durumda ortaya çıkacak bire bir aynı sonuçlardan söz edemeyiz.

Rehberliği bu açılardan ele aldığımızda onu, hayatın her alanına yerleşmiş ve birbirinden farklı birçok konuda yol gösterici bir karakterde bulmaktayız. Ama temel yanılgı, ulaşılması planlanan hedefe bireyin çaba göstermeden varacağına inanması ve bu süreci tek taraflı olarak rehberlik yapan kişiye bırakmasıdır.

Aynı zamanda rehberlik çalışmalarını; dönemin, toplumun ve o sosyal yapının temel değerleri ile ahlâkî, dinî yapılarından ayrı ve değerler üstü bir noktada da göremeyiz. Rehberlik çalışmalarında kullanılan metotlar ve temel ilkeler ırk, dil, din ve cinsiyet ayrımı yapılmaksızın hizmet verilmesini ilk öncüle koyar. Buraya kadar zaten kimsenin itirazı olamaz. Karıştırılan veya arafta bırakılan konu, rehberlik hizmetini sunan kişinin yalnızca bu durumu kendi düşünce temeline alarak, saydığımız diğer etkenler yok gibi davranmasıdır. Rehberlik faaliyetlerine gönüllü olan birisi için ise temel değer yargılarından bağımsız bir hizmet alımı çok idealistçe bir duruma karşılık gelir. Belki de bu anlamda, temel değerlerde mutabık kalınmış bir rehberlik anlayışında yerel değerler konusu, son dönemin alan tartışmalarından birisi olmaktadır.

Çünkü bu unsurlar insanın sosyal yapı içerisinde psikolojik bir varlık olarak şekillenmesinde önemli noktaları oluşturur. Öğrenme becerilerinden başlayıp, aile içi iletişim, sosyal kabul, gelişim dönemleri ve arkadaşlık ilişkilerine kadar birçok rehberlik faaliyeti, bu yerel değer yargıları üzerine kurgulanır.

Bu anlamda tek doğru ve değişmez hakikat düşüncesinden ziyade koşulların ve zamanın ruhuna uygun seçenek ve düşünme becerileri, rehberliğin ana kriterlerinden birisi olabilir. Yani rehberliğin değiştirilemez hükümleri olarak gördüğü maddeler bir yana bırakıldığında, geriye kalanlar yine etik değerler ile çelişmeyecek şekilde evrilebilir, dönüştürülebilir. Bilimsel fizik yasalarının bile her yüzyılda bir alaşağı olduğu bir dünyada yaşadığımızı düşündüğümüzde, öznesi insan olan bir canlıya nasıl yaklaşılması gerektiğini sorgulamak, aforoz edilme nedeni sayılmamalıdır.

Pascal’ın dediği gibi ‘’Pirene dağlarının beri tarafında hakikat denen şeye, öbür tarafında yanılma diyorlar. ’’ vurgulaması belki farklı bir durum için ifade edilmiş olsa da rehberlik çalışmaları içinde önemli bir argüman olarak kullanılabilir. Bu bakış açısı insanın; irdeleyen, sorgulayan ve çözümleme yapabilen bir yapıda ilerlemesine yardımcı olacak niteliklerdir.

Aksi halde yalnızca kuramsal bir anlayış etrafında istemediğimiz sonuçlarla karşı karşıya kalabilir ve elde edilemeyen kazanımları sürekli rehberlik çalışmalarından faydalanmak isteyen kişilerin yaptığı davranışlara bağlayabiliriz.

Elbette bu alan bir disiplin olarak geliştirilmeli ve bilimsel nüvelerden hiç bir zaman eksik bırakılmamalıdır. Ama bu yapılırken, temel değer yargıları ve ahlâkî ilkeler de toplumun kendi dinamikleri çerçevesinde ele alınmalı ve bu yönde bir sentezleme yapılabilmelidir.

Günümüz rehberlik çalışmalarında zaman zaman neden olmuyor? Sorusunun cevabı belki de bu uzlaştırma ve sentezlemenin yapılamayışından kaynaklanmaktadır.

Ayrıca yapılan uygulamalar rehberlik alan kişi ya da grubun kabul edebileceği bir tarzda olduğu kadar, rehberlik yapan kişinin de düşünce dünyasında pratik sonuçlarının alındığı bir şekilde olmalıdır. Yani rehberlik yapan kişi söylediği ya da ortaya çıkarmaya çalıştığı konunun içeriğine inanmalı, kendi hayatına tatbik ettiğinde istendik sonuçların alınacağına itibar etmelidir. Buna empati kurmakta diyebiliriz, içselleştirmekte. Test edilebilirlikte diyebiliriz, makullükte. Doğrulanabilirlikte diyebiliriz, yanlışlanabilirlikte. Ama her ne söylersek söyleyelim yapılan çalışmalar havada kalmamalı, uygun bir temele oturtulabilmeli ve çalışma-istendik sonuç uygunluğu aranarak yapılmalıdır.

Nihayetinde bunlar rehberlik çalışmaları ile ilgili bilimsel nitelikte değerlendirmeler değildir. Sadece konu ile ilgili olarak ve yazının isminden de anlaşılabileceği üzere, spesifik ve öznel bir ifadeler silsilesidir. Ama konunun muhtevası insanın başarıyı yakalama noktasında kendinin farkına varabilmesi olduğu için birçok kimseyi ilgilendirmektedir. Ülkemizde de dünyada da metodik olarak çok eski olmayan rehberlik çalışmaları, rekabet ortamının ve kalabalıklaşan dünyada yalnızlaşan insanın hem ekonomik olarak hem de psikolojik olarak gelişmesine önemli katkılar sağlamaktadır.

Günümüzde; her türden danışma merkezi, insan kaynakları departmanı ya da psikolojik danışma servisinin yapmaya çalıştığı, bu değişikliklerin sağlanmasına farklı yöntemlerle yardımcı olmaktır. Çünkü insanda istendik davranış değişikliğini oluşturmak ve insanın kendisini tanımasını sağlamak bilimin, dinin, felsefenin, sanatın, sanayinin, politikanın ve kısacası insanın içinde bulunduğu her türden yapının uğraş verdiği en önemli girişimdir.

Ama bunlar yapılırken insanın kendi özü, vicdanı ve yaşadığı sosyal çevre önemsenmelidir. Ve bu anlamda öncelikle herkes kendi kendisinin rehberi olabilmeli ve kendine rehberlik edebilmelidir.

Mehmet Süreyya KÜÇÜK

Yorum bırakın

Popüler